22 Haziran 2013 Cumartesi

BERAT KANDİLİ MESAJIM.









Berat Kandili, İslam kaynaklarında "rahmet, icabet, gufran, kısmet, takdir, hayat ve mübarek" olarak niteleniyor.

Bu geceler vesilesiyle toplumsal sorumluluğumuzun farkına vararak dayanışma ve yardımlaşma içinde birbirimizi sevelim. Kini ve nefreti sevgiye, bencilliği fedakarlığa dönüştürerek bütün güzellikleri birlikte paylaşalım. 

Berat Kandilli'nin tüm dünyaya birlik, beraberlik, huzur ve kardeşlik getirmesini diliyor, başta Buca lı ve İzmir lı  hemşehrilerimin ve İslam aleminin mübarek gecesini hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.. 

19 Haziran 2013 Çarşamba

Kültür ve Turizm Eski Bakanı İzmir Milletvekili ERTUĞRUL GÜNAY'ın Gezi Parkı Olayları Hakkında Basın Açıklaması 19.06.13-Ankara





Kültür ve Turizm Eski Bakanı İzmir Milletvekili 
ERTUĞRUL GÜNAY'ın 
Gezi Parkı Olayları Hakkında Basın Açıklaması 19.06.13-Ankara




Üç haftaya yakın bir süredir ülkemiz üzüntü verici olaylar yaşadı. Günlerden beri
sokaklar ve meydanlar, farklı nedenlerle biraraya gelen çeşitli yaş ve meslek gruplarından
öfkeli insanlarla doldu, taştı.
Haklı bir çevre duyarlığından yola çıkanlara, başlangıçta reva görülen anlayışsız, haksız
davranışlar, ülke düzeyinde milyonlarca insanın tepki göstermesine ve alanlara çıkmasına
yol açtı.

Bir takım bozguncular ve -kime hizmet ettikleri belli olmayan- kışkırtıcılar da, zaman zaman
bu toplulukların arasına ve arkasına saklandı; yurttaşların canına ve malına yönelik
yasadışı eylemlerle toplumun huzurunu, güvenliğini ve esenliğini tehdit etti.

Aldıkları talimatların katılığı karşısında çaresiz ve moralsiz güvenlik güçleri, bu bozguncu
ve kışkırtıcıları yakalayıp teşhir etmek yerine -bazen haksız ve gereksiz, bazan haklı ama
ölçüsüz- müdahaleleriyle olayları önlemek ve yatıştırmak bir yana, biriken toplumsal
öfkenin daha da derinleşmesine, yaygınlaşmasına neden oldu.

Bazı muhalif siyasi güçler ve onların gölgesine sığınan yasadışı örgütler, bu basit, fakat iyi
yönetilemeyen süreçten, iktidara karşı sanki bir ayaklanma hayal ve hevesi yaratmaya
çalıştılar. Bu hayale dayalı söylem, kaçınılmaz olarak ülkenin büyük çoğunluğunu rahatsız
ve -bu çevre duyarlığına başlangıçta yakınlık duyan- AK Parti tabanını da tedirgin etti.

Olaylarda bugüne kadar -biri polis- bir çok yurttaşımız canını, gözünü ya da bir uzvunu
yitirdi. Evler, işyerleri, araçlar, parti binaları, ekonomimiz, ülkemizin dışarda görüntüsü, -
bütün bunlardan daha vahim olmak üzere- toplumumuzun barış içinde ve birarada yaşama
duygusu tahrip edildi.

Bu kadar ağır bedeller ödediğimiz, haftalardır tartıştığımız, insanlarımızı neredeyse
çatışma eşiğine getiren olayların temelinde bir çevre sorununun, 'Taksimde kalan son yeşil
alanın yeşil kalması' gibi masum, insani, medeni bir talebin bulunduğu, -bu başlangıç
noktası- hiç unutulmamalıdır.

Çünkü bu nokta bizi, yönetim anlayışımızla ilgili bir özeleştiri yapma ihtiyacıyla yüzyüze
getirmektedir.Böyle bir taleple karşılaşınca, ilgili ve sorumlu kamu biriminin "yurttaşların itiraz ve
istemlerini değerlendireceğini, ağacın ve çevrenin korunmasına özen göstereceğini" söylemesi,
olayın başladığı gün güzellikle sona ermesini sağlayabilirdi.

Bunun yerine, daha ilk günden bütün bu istemlerin kökten reddi, başlangıçta her
kesimden İstanbullunun (AK Partililerin, başka partililerin, mütedeyyinlerin,
modernlerin) sahip çıktığı bu hemşehri dayanışmasına, -bu birliktelik görülmesin diye- 31
Mayıs Cuma sabahı kasıtlı, haksız ve yersiz şiddet ve aynı gün çıkan mahkeme kararını
hiçe sayan ifadeler, insanları tepkiye ve isyana yöneltti.

Kuşkusuz, ülkenin birçok yerinde (80'e yakın ilde) sokağa dökülen insanlar tümüyle o
parkı, yeşil alanı, o ağacın isyanını bilmiyor. Ama herbirinin bir itirazı, hayatında
başkasının karışmasından hoşnut olmadığı bir söz, bir durum var.

Gezi Parkı, bütün bu hayata karışan, onu kuşatan söylem ve ortama itiraz edenlerin,
korkusuz bir toplumda özgürce yaşamak isteyenlerin toplandığı bir ortak alan. "Mesele
Gezi Parkından ibaret değil arkadaş!" mesajıyla anlatılmak istenen de bu!
Bu tepkiyi anlamak ve yeni tepkilere yol açmadan sükuneti sağlamak, her ülkede ve her
demokratik toplumda yönetimin görevidir.

Bu insanlar, özellikle gençler çoğunlukla hiçbir partiye yakınlık duymuyor. Ekonomide
alınan mesafe, ulaşımda, sağlıkta, turizmde yaşanan gelişmeler, hele ülkenin onyıllardır
kanayan yarasının barışla iyileştirilmesi umudu bize ilgi duymalarını sağlayabilirdi,
(İstanbul'da, İzmir'de bunun örneklerini gördüm). Şimdi bu olaylarla, bu şansı yitirmekte
olduğumuzdan kaygı duyuyorum.

Yönetim, suhulet (kolaylık), şefkat ve adaletle olur. Husumetle, şiddetle ve nefretle olmaz.
Bizim tarihen ve bugün özenle ve yeniden sarılmamız, ülkeyi yönetirken hiç aklınızdan
çıkartmamanız gereken ilke budur.

Öte yandan, demokrasiye ve demokratik bir hukuk devletinde siyasal iktidarın ancak
seçim yoluyla değişeceğine inanan yurttaşlarımdan da artık evlerine dönmelerini özellikle
diliyorum.Bu saatten sonra sokaklarda ve meydanlarda devam eden ve polisin müdahalesine
haklılık kazandıran her türlü gerginlik, demokrasi ve özgür toplum idealine inananların
değil, bu gerginlikleri bahane ederek otoriter/baskıcı bir yönetim kurmayı hayal edenlerin
işine gelir. Türkiyemizin yakın tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Oysa, hepimizin ortak hayali hertürlü kurumsal ve kişisel vesayetten arınmış, hiçbir
kişinin, sınıfın ya da grubun boyunduruğu altında olmayan, özgür, eşit ve korkusuz
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olmaktır!
TBMM'nin bir üyesi ve milletin bir vekili olarak bu duygu ve düşüncelerimi
kamuoyumuza saygı ile sunarım.


Ertuğrul Günay

16 Haziran 2013 Pazar

BABALAR GÜNÜ MESAJIM







                                                    Toplumumuzun temelini oluşturan aile yapısının korunması için hiçbir özveriden kaçınmayan, üstlendikleri maddi sorumlulukların yanı sıra, gösterdikleri hoşgörü, sevgi ve şefkatle aile bağlarının güçlenmesinde büyük rol oynayan babalarımız, ailenin temel direğidir. Evlatları için her türlü fedakarlığa katlanan babaların her zaman isteği ve dileği; çocukları için iyi bir gelecek hazırlayabilmek ve onların geleceklerini güvence altına alabilmektir. 
                                                      Babalarımızın ışıklarından ve doğruluklarından yararlanarak ailesine, vatanına, milletine hayırlı bir evlat olmak onlar için en büyük mutluluktur. 
                                                      Babalarımız çocuklarımızın en büyük kahramanı, çocuklarımız da babaların en yüce gururudur. 
                                                       Bu anlamlı günün, babalarımıza ilgimizi, sevgimizi, saygımızı yansıtmak için güzel bir vesile olduğunu düşünüyor; başta, bin bir emekle yetiştirdikleri değerli evlatlarını vatanımız için feda eden aziz şehitlerimizin babaları olmak üzere; dünyanın en zor ve kutsal görevlerinden birini üstlenmiş olan babalarımızı saygıyla selamlıyorum

4 Haziran 2013 Salı

MİRAÇ KANDİLİ MESAJIM









                               Birlik ve beraberliğin önemli olduğu, kardeşliğe ihtiyacımız olan bu günlerde kandillerin önemi daha da fark edilir olmaktadır. Çünkü günümüzde yaşanan kin ve nefret duyguları, düşmanlıklar bazen insani duyguların önüne geçmekte, bizleri kötü davranışlara yöneltmektedir

                               Bizler bu mübarek günler vesilesiyle dostluklara daha da önem vermeli, kırgınlıklardan kaçınmalı, yapılan hatalarımızı telafi etme yoluna gitmeliyiz.

                               Yüreğimizi nefret ve düşmanlık gibi duygulardan temizlemeye çalışmalı, insani meziyetlerimizi ön plana çıkartan bir yaşamı tercih etmeliyiz. Ayrıca bu mübarek günlerin ve gecelerin, el ele verip tüm dünyada barışı tesis etmemiz için bize sunulmuş birer fırsat olduğunu unutmamalıyız.

                            Sağlık, barış ve huzur dileklerimi iletirken 5 Haziran Dünya Çevre günü ile birlikte öncelikle BUCA lı ve İZMİR li hemşehrilerimin  ve tüm İslam aleminin Miraç Kandilini kutlar, hayırlara vesile olmasını diliyor, Gelecek nesillere daha temiz, yaşanabilir bir Dünya bırakmak umuduyla saygı ve sevgilerimi sunarım.



Aybar UYGUR

26 Mayıs 2013 Pazar

SİYASET YAPMAK


     
                                                                               




                           
                                                                  Yönetme olgusu yaşamın tüm süreçlerinde kendine özgü değişik biçimlerde karşımıza çıkar. Bu açıdan herkes yöneten ve yönetilen olarak bir biçimde bu olguyla iç içedir. Devlet içindeki yönetim –ki bu siyasal iktidardır- yaşamın bütün alan ve süreçlerini etkiler. Bu nedenle de siyasal iktidarı elde etme veya onu etkileme etkinliklerinin hepsi siyaset kavramının içeriğini oluşturur. İdeal anlamda ‘Demokrasi’ halkın kendi kendini yönetme biçimi olarak tanımlandığında ve buna uygun mekanizmaların işleyişi saptandığında gerçek anlamda demokrasiden söz edilebilir. Görüldüğü gibi her iki kavram da yaşamın tüm alanlarında paralellik göstermektedir. Buna rağmen birine olumlu anlamlar yüklenirken diğerine olumsuz anlamlar yüklenmektedir. Bu durumda bir yandan demokrasi istenirken diğer yandan da siyasetten uzak durmak nasıl açıklanabilir ki?
                                                              Halk arasında yaygın bir deyiş vardır: ’ Hiç kimse benim ayranım ekşidir demez.’ Sözlerde en ideal şeyler dile getirilirken, bununla örtüşmeyen davranışlarda bulunulmaktadır. Demek ki söz ve davranış arasında paralellik yoktur. Bence amaç ile söylenen arasındaki çelişki kasıtlı bir yanıltmanın ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Demokrasi özlemini dile getirirken siyasetten uzak durmak bu anlatıma çok uygun bir davranıştır. Ancak bu siyasetin olumsuz çağrışımından kaynaklanan bir durumdur.
                                                                     Yalın gerçek her zaman yöneteni korkutur. Aslında gerçek herkesi korkutur. Farklı olan, bu korkunun altında yatan nedenler ve ortaya çıkan sonuçlardır. Doğal olarak yanıltmanın yöneldiği amaçlarda farklılık gösterir. Siyaset ise yanıltma çabalarının en yoğun olarak yaşandığı alan olarak gözlenmektedir. Çünkü siyasal erki elinde bulundurma veya o erki elde etme; yaşamı kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek demektir. Bu anlamda da kimi çarpıtmalarla suyu bulandırarak insanları dışarıda bırakmak bazı çevreler için elverişli olabilmektedir.
                                                           Son zamanlarda yaygın bir kanıdan söz edilebilir. Bu ise; siyasetin kirli ve yalancıların işi olduğu biçiminde özetlenebilir. Bu özdeşleşme sonucunda siyasetten uzaklaşan bir kitle oluşmaktadır. Hatta kendini aydın olarak kabul eden bir kesimin de bu sürece dahil olduğu görülmektedir. Gerek bilinçli gerekse bilinçsizce bu görüşün benimsenmesi geleceğe dönük önemli tehlikelere gebedir.
                                                           Siyaset, insanın bütün yaşamını düzenleyen hukuk sisteminin uygulanmasından sorumlu bir alandır. İnsanın düşünsel yaşamından özel yaşamına kadar akla gelen her alanla iç içedir. Bu açıdan insanın temel hak ve özgürlükleri de bu alanın içinde yer alır. O halde siyaset yapmanın her insan için kaçınılmaz olması gerekmektedir. Oysa toplumda bu alanda etkinlik göstermek, eşittir ‘yalancılık’ şeklinde tanımlandığından ve kimse yalancı olmak istemediğinden alanın dışına itilir; ancak alanın etkisinden kurtulamaz. Bu ise siyaset kavramının olumsuz çağrışımının bir sonucudur. Oysaki siyaset alanı ve süreçleri nasıl olur da kendiliğinden olumsuz bir anlama sahip olur.
                                                       Siyaset süreci içinde yer alanların, oluşuma katkıda bulunanların amaçları ve siyaset yapma tarzlarının şu ya da bu olması o alanı öyle kılmaz, Siyaset yapanların amaçları ve siyaset yapma tarzları değişirse onun tersine çevrilmesi de söz konusudur. Bu anlamıyla da işin özü sürece müdahaleyle bağlantılıdır. Bu anlamıyla yaşamımızla iç içe olan bir alana müdahale etmek, olması gereken doğal bir hakkımızdır. Siyasetin olumsuz çağrışımından arındırılması ve gereği gibi yapılmasını sağlamak için bu süreçlere müdahale bize haktan öte bir görev sorumluluğu yükler. Eğer biz iyi ve temiz olduğumuza inanıyorsak, siyasal süreçlere aktif olarak müdahale ederek, onu özlemlerimize uygun bir biçime getirerek, yönetim olgusunu olumsuzluklardan arındırmak durumundayız. Siyaset ve demokrasinin iç içeliği düşünüldüğünde bu uğraşıların olumlu sonuçları olacağı açıkça görülmektedir.
                                                             Siyasete aktif katılımla, demokrasinin de kurum ve kurallarına uygun işletilmesi ve yerleştirilmesi sağlanabileceği gibi, demokrasi kültürünün oluşmasına da katkı sağlanmış olacaktır. Kitlelere demokrasi için uğraşı ve siyaset yapma çağrısında bulunurken herkesin durup bir düşünmesini istiyorum. Unutmamalıyız ki bu ülke hepimizin. Sahip çıkmalıyız ona…  
    

19 Mayıs 2013 Pazar

19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJIM...





19 Mayıs 1919’da temelleri atılan kurtuluş mücadelemizin 94. yıl dönümüne ulaşmanın kıvancını, coşkusunu ve heyecanını yaşıyorum....
Her türlü imkansızlık ve zor şartlarda dahi gücünü yitirmeden, omuz omuza hep beraber verilen bu mücadele, başta bu kutsal vatan topraklarındaki her bireyi birbirine kenetlediği gibi, bölgesine ve dünyaya da tarihte eşi ender görülen büyük bir örnek teşkil etmiştir. Bugün millet olarak gençliğe olan inancımız ve umudumuz her zamankinden daha fazladır. 
Tarihine ve milli değerlerini bilen ve  sahip çıkan bir gençliğin yanı sıra birlik ve beraberlik duygusunu tam manasıyla benimsemiş, demokrasinin güzide değerlerine sahip çıkan bir gelecek hepimize güven verecektir...
 Bugün Türkiye’de atılan her adım, verilen her mücadele yarın bu nesiller tarafından kararlılık ve sorumlulukla devam ettirilecektir. 
 19 Mayıs 1919’da ulu önder ATATÜRK ün  yaktığı özgürlük ve bağımsızlık ateşi günümüzde bizlere, yarın da gençlerimize ışık tutacaktır. Bu duygu ve düşüncelerimle Tüm İzmirli ve Bucalı dostlarımın Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun!

16 Mayıs 2013 Perşembe

REGAİP KANDİLİ MESAJI












                                                 Yüce yaratıcımızın sonsuz rahmet ve mağfiretini umarak hata ve günahlardan tövbe ederek, hayatımızı başından sonuna kadar üç aylar gibi yaşamaya gayret etmeli, dargınlık, kırgınlık, kin ve nefretin yerine sevgiyi, hoş görüyü, dostluk ve kardeşliği hayat tarzımız haline getirmeliyiz.
                                                  Ailemizin, dost tanıdık tanımadık  bütün insanlarımızın Rabbimizin emirleri doğrultusunda yüzlerini güldürmeli, onlara her türlü yardım elini uzatmalıyız. Bu mübarek gecelerin rahmetine inanarak ezen ve ezilenin olmadığı, güçlüden yana değil, haklıdan yana olanların arttığı, İlmi ve ahlakı ön planda tutan bir Türkiye temenni ediyorum

                                                Kandiller; birlik, beraberlik, kardeşlik ve hoşgörü ortamının pekişmesi için eşsiz fırsatlardır. Dolayısıyla kandiller, toplumsal ve evrensel barış ve huzurun sağlanabilmesi bakımından bu fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi gereken mübarek günlerdir. Bu duygu ve düşüncemle tüm insanlığın mübarek üç aylarını ve Regaip Kandilini kutluyorum.


Aybar UYGUR